Sahne Heyecanı Yenilir Mi?

En son güncellendiği tarih: Şub 22


Genellike içine düştüğümüz bu olumsuz durumu, şiddet derecelerine göre iki ayrı madde halinde düşünelim. İlki “Performans Kaygısı”, diğeri de “Sahne Korkusu” olsun. Temelde aynı kaynaktan beslenmelerine rağmen bu iki ruh hali, bize yaşattıkları duygular açısından farklılık göstermektedir.


Performans Kaygısı, sıklıkla yaşadığımız bir duygunun adıdır ve akıl / ruh sağlığı yerinde olan her bireyin ortak özelliğidir. Bizler, yapmak istediğimiz işin iyi olmasını ve karşımızdaki insanlar tarafından beğenilmesini isteriz. Verdiğimiz tepkiler bağlamında konuyu ele alırsak, sigorta şirketinde çalışıp müdürlerine hayati derecede önemli bir sunum yapacak bir birey ile Chopin yarışmasında finale kalan bir piyanist arasında çok da büyük farklar yoktur.


Tepkilerimiz, heyecan, huzursuzluk, terleme, el ve ayaklarda soğuma ve mide bulantısı şeklinde gerçekleşebilir. Bunlar, alt bilincimiz tarafından yönetilen “savaşa hazırlık” tepkileridir ve evrim sürecinde, ilkel insandan bugüne dek çok da değişmemişlerdir. Sigorta elemanının müdürlerinden ya da konser piyanistinin seyircilerden hissettiği ilk algı, “tehdit” algısıdır. İlginçtir ama sahnedeki müzisyenin zihni ve bedeni, sanki biraz sonra seyircileriyle büyük ve kanlı bir kavgaya tutuşacakmış gibi tepkiler vermektedir.


Kavgaya hazırlanan bedenimiz, uzuvlarımızın yaralanmaya daha açık olması nedeniyle buralardan kanımızı çeker ve hayati önemi daha büyük olan iç organlarımıza yönlendirir. El ve ayaklarımızın soğuması ve uyuşması bundandır. Midemiz, sinir sistemimizin olumsuz uyarılarına ilk tepki veren organlardandır; bulanır ve içindekileri atarak o anda gereksiz bir sindirim faaliyetiyle bedenin kaynaklarının harcanmasını engellemek ister.


Ne zaman ki sahneye çıkılır, ilk notalar parmaklarımızdan dökülür ve müziğin güzelliği ile seyircilerin pozitif enerjisi sahneye ulaşır, o zaman beynimiz tehdit algısını azaltır ve psikolojik halimiz ortalama düzeyine döner; hatta sıklıkla bu enerjiden olumlu yönde etkilenir ve zaman ilerledikçe daha da “coşar.” Bunu büyük olasılıkla her müzisyen tecrübe etmiştir.

“Performans Kaygısı” normaldir; günümüzün en büyük müzisyenleri bile insan önüne çıkarken, hâlâ az ya da çok benzer kaygıları yaşarlar. Önemli olan bu kaygıyı kontrol edebilmektir. Esas düşünmemiz gereken, bu kaygıyı neden taşıdığımız değil, bunu nasıl belirli bir düzeyde tutup, kontrol edebileceğimiz olmalıdır.


Üst bilincimizin alt bilincimize gönderdiği “Sakin olmalıyım ve evde gibi çalmalıyım!” benzeri uyarıların önemli bir yararı yoktur. Amaç, alt bilincin, karşılaştığı tehdit unsurunun büyük olmadığına ikna edilmesidir. Bu da, çalınan esere tam hâkim olmaya ve sıklıkla konser ortamlarında prova yapmaya bağlıdır. Eğer eseriniz içinde başınıza gelecek aksaklıkları önceden prova eder ve bu durumda kendinizi kurtaracak mekanizmalara yoğun şekilde çalışırsanız, alt bilinciniz otomatik olarak bu bölümlerden daha az tehdit algılayacaktır. Örneğin, hep kafanızı karıştıran çok zor bir pasajın stresiyle tüm eseriniz gölgeleniyorsa, bu pasajı çalamadığınız o en kötü durumun hemen ardından, bir şey olmamış gibi eserinize devam edebilmeyi sağlam şekilde prova ederseniz, tehdit algınız düşecektir. (Bununla beraber, doğal olarak esas amaç, sorunlu bir yer bırakmadan eserlerimize hazırlanmakır, unutmayalım).


Stresi azaltmak için amaç, esere tam hakimiyet olduğundan dolayı, eseri numaralara ayırarak çalışma yöntemi de önemli bir katkı sağlayabilir. Örneğin, 7 sayfalık bir eser, müzikal ve teknik açıdan mantıklı 20 ayrı bölüme ayrılsın ve her biri numaralandırılsın. Bu bölümler, hem kendi başlarına başlandıklarında müzikal anlam ifade etsinler (bölüm ya da cümle başları gibi), hem de teknik olarak buralardan rahatlıkla başlayabiliyor olalım. Her bir numaradan girişi ayrı ayrı çalışan piyanist, herhangi bir numarada takıldığında, takip eden numaraya atlayabildiğini çok iyi prova ederse, esere hakimiyetinin artmasından kaynaklanan bir stres azalması yaşayabilir. Amaç, esere tam hakimiyettir ve bu sağlanmadan yapılacak her çalışmada, kaygının artacağı ve bu stresi önlemenin çok zorlaşacağı unutulmamalıdır.


“Performans Kaygısı”nın çok ileri durumlara varıp, hayat kalitemizi ciddi şekilde düşürmesi ve bizlerde klinik tepkilere neden olması, “Sahne Korkusu” olarak adlandırılabilir. Temelde aynı mekanizmalara sahip olsa da, bu durum örneğin, günler süren hastalanma durumu gibi ruhsal ya da fiziksel önemli sıkıntılara yol açabilir. Bu çok ileri durumu lütfen “Performans Kaygısı” ile karıştırmayınız. Daha nadir görülen bu travma, gerçekten de profesyonel pedagog, psikolog ya da doktorlardan yardım almadan çözülemeyecek kadar ciddi bir durumdur. Her türlü profesyonel yardıma rağmen bu durumu sürekli yaşayan öğrencilerin, performansa dayalı bir kariyer seçeceklerse, bu durumu ciddi olarak ölçüp, biçip değerlendirmeleri, daha akıllıca bir davranış olacaktır.


Buğra Gültek


Piyano Eğitimcisi / Müzik Yazarı


www.piyanopedagojisi.com

www.gultekpiyanoakademisi.com

gultekpiyano@gmail.com

Piyano pedagojisi ile ilgili olarak sürekli güncellenen makaleler ve yayınlarımız için lütfen www.piyanopedagojisi.com sitemizi ziyaret ediniz.

13 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör