Piyano Ergonomik Bir Çalgı Mıdır?



Tüm çalgıların sahip olduğu ortak güçlüklerin başında, insan bedeniyle uyum gelmektedir ve az ya da çok, hepsi bu konuda sorunludur. Çalgıların icrası sırasında yaşanılan teknik güçlükler, merkezi sinir sistemimizin algısını aşabilecek karmaşık öğelerden kaynaklanabileceği gibi, bedenimizin çalgıyla uyumunu zorlayan ve kas/iskelet sistemimizin kapasitesini aşan konulardan da kaynaklanabilir. Bu nedenle müzisyen ve eğitimciler, teknik güçlükleri yenmek amacıyla yüzyıllardır uğraşmaktadırlar.


Öncelikle sorumuzun ana fikriyle başlayalım. Evet, pek çok başka çalgıyla karşılaştırıldığında, piyanonun, bedenimizle uyum bağlamında ciddi bir sıkıntı yaratmadığı söylenebilir. Oturuşumuz düzgün, sırtımız diktir; omuzdan parmak ucuna dek sıralanan piyanistik uzuvlar, doğal duruşlarının dışında zorlanmazlar. Bileğin çok aşağı ya da yukarı tutulmadığı durumlarda, önkol ve el paralellik içerisindedir ve bu da, bilekten geçen sinirlere baskı uygulanmasını önler. Büyük bir güç uygulamak gerektiğinde, bedenin üst bölümü ile birlikte kolun ağırlığı, doğru ve zahmetsiz biçimde tuşa uygulanabilir ve bu sayede, küçük kaslar zorlanmadan yüksek gürlükler elde etmek mümkün olur.


Ancak burada temel kıstas, doğru teknikle, bedeni uyumlu şekilde kullanabilmektir. Bu yapılmadığında, tüm bu avantajların bir anda tersine dönebileceği unutulmamalıdır. Ayrıca, tüm meslek hastalıklarında olduğu gibi, uzun sürelerle, dinlenmeden ve rahatlamadan yapılan çalışmaların fiziksel sıkıntılara yol açabileceği de unutulmamalıdır.


500 yıllık geçmişi olan klavyeli çalgıların ilk mucitlerinin, çalgıların ergonomisiyle ne kadar alakadar oldukları ve tasarımlarında bunu ne ölçüde dikkate aldıkları şüphesiz tartışılabilir. Ancak, özellikle 19. yüzyılda çalgımızın yüksek virtüozite düzeyinde çalınması ve insan bedeninin sınırlarının zorlanması, çalgı üreticilerini ergonomiyi daha fazla düşünme noktasına getirmiştir.



1824 yılında Staufer ve Haidinger adlı iki Avusturyalı, içbükey eğri şeklinde biçimlenmiş bir klavye geliştirerek patent aldılar. Ana fikir, kolun hareketinin, aslında düz değil dairesel olduğu ve bu şekilde doğal hareket edebilecek olan kolun daha hızlı ve rahat çalabileceğiydi. Ayrıca, hafif bir eğri üstünde sıralanan tuşlar, düz çizgiye oranla, yerden de tasarrufta bulunabiliyorlardı. Staufer ve Haidinger patenti, sessizce unutuldu, ancak, 1910’larda yeniden gündeme geldi: Almanya’da Clutsam içbükey klavyeleri, önde gelen markaların piyanolarına takıldılar ve pek çok tanınmış müzisyen tarafından da satın alındılar. Ancak, bu fikir de, kısa sürede demode oldu.

Bu konudaki en radikal buluş, Janko klavyesi oldu. Macar soylusu Paul von Janko, 1882-1884 yılları arasında klavyenin yapısına mantıklı bir düzenleme getirmek istedi. Kendisi, hem Viyana Konservatuvarı, hem de Polytechnicum mezunuydu; dolayısıyla, gerek müziğe gerek de teknik konulara çok yatkındı. Do major gamı oluşturan ve eşit olmayan iki dizi grubunu değiştirerek, eşit iki gruba ulaştırmayı amaçladı. Bir oktavda alt grup do, re, mi, fa diyez, sol diyez ve la diyeze sahipken, üst grup, do diyez, re diyez, fa, sol, la ve si’yi alacaktı. Eski anlayışa uygun olması için Janko, do, re, fa, sol ve la diyezleri siyaha boyamıştı. Geleneksel klavyede siyah tuşlar, yedi beyazın aralarına konduğu için, yatay uzunluk daha fazla oluyordu, Janko klavyesinde ise, tüm bu sıralama altı beyaz tuşun genişliğine sığmaktaydı, bu da, elin daha az açılması anlamına geliyordu.


Bu alanda yapılmış en radikal, en mantıklı ve verimli buluş olması nedeniyle bu klavye, tartışmaların odağına oturdu. Janko klavyesinde, Liszt’in La Campanella’sı gibi uzak aralıklara atlanılması gereken eserler çok rahatlıkla çalınabiliyor ve geniş akorlar da çok rahat alınabiliyordu. Bir Alman eleştirmenin belirttiği gibi, ortaya çıkan etki: “Dört virtüozün, dört farklı grand piyanoda çalması gibiydi”.


Bununla beraber, Janko Klavyesi, geleneksel alışkanlıkları yıkamadı ve kısa sürede müzisyenlerin konuya ilgisi dağıldı. Tüm sistemi yeniden yaratmak ve buna göre kurgulamak çok zordu. Bu klavyeyle piyano, tamamen farklı bir çalgıya dönüşüyordu ve zaten oldukça muhafazakâr olan piyano eğitimi çevreleri, böyle bir riske girmeyi arzulamadılar. Janko hayal kırıklığına uğradı ve 1919 yılında İstanbul’da hayata veda etti.


Çalgımızın fiziksel yapısını zorlamak ve yeni patentlerle onu insan bedenine daha uyumlu hale getirmek, günümüzde olanaklar dâhilindeyse bile, bu denemeler, yüzyıllara dayanan geleneğe ve alışkanlıklara karşı çıkma riskini de içinde barındırmaktadır. Bu nedenle, çalgının bedenimizle uyumunu sağlamak için yapısal değişiklikler yerine, doğru teknikle ve sınırlarımızın farkında olarak çalışmak daha akıllıca olacaktır.


Buğra Gültek


Piyano Eğitimcisi / Müzik Yazarı


www.piyanopedagojisi.com

www.gultekpiyanoakademisi.com

gultekpiyano@gmail.com

Piyano pedagojisi ile ilgili olarak sürekli güncellenen makaleler ve yayınlarımız için lütfen www.piyanopedagojisi.com sitemizi ziyaret ediniz.

85 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör