Mozart Kolay Bir Besteci Midir?



Öğretmenimle uzun süre Bach çalıştıktan sonra bir Mozart ödevi aldım. Ne kadar kolaydı. Mozart neden bu kadar kolay bir besteci? (Ebru Tezel, 12, Ankara)


Sevgili Ebru, müzik yaşantın boyunca tecrübe ederek öğreneceğin bir gerçeği sana şimdiden belirtmek isterim: lütfen görünüşe aldanma! Bazen ilk bakışta oldukça zor görünen, sayfanın çok fazla notayla işgal edildiği ve her yerin neredeyse“siyah” göründüğü bir eser, içerdiği benzer yapılar, standart teknik öğeler ve müzikalitenin verilmesinin çok da zor olmadığı efektlerle dolu olarak çok basit şekilde çalınabilir; bahsettiğin Mozart’ınki gibi bazı eserler ise, okuması kolay, çok yalın ve “beyaz” bir sayfa içinde görünüp, yorumlaması bizlere kâbuslar gördürecek kadar zorlayıcı olabilir. Genel olarak iki besteciyi, hatta aynı bestecinin benzer formdaki iki eserini dahi “kolay-zor” kıstasıyla sınıflandırmak bizi yanlışlara sürükleyebilir.


Örneğini verdiğin Bach – Mozart karşılaştırması bence biraz açıklamayı hak ediyor. Johann Sebastian Bach, klasik müzik tarihinin temel yapıtaşlarından biridir ve Barok Dönem denen, yaklaşık olarak günümüzden 250 yıl önce sonlandığını kabul ettiğimiz bir dönemin zirvesini oluşturur. O dönem müziği, dikey armonik yapıların yanında, yatay polifonik besteleme tarzının çok yoğun olarak kullanıldığı bir dönemdi.


Bu tarzı kısaca şöyle açıklayalım: okulda müzik dersinde yaptığınız kanonları hatırlar mısın? Kızların bir grup olarak basit bir şarkıya başladığı, hemen ardından, bir - iki ölçü bekleyen erkeklerin aynı şarkıya girdiği ve iki ses partisinin birbiriyle yarışır gibi devam ettiği formdu kanon. Bunu bile yapmak ne kadar zordu değil mi?


Şimdi sadece iki elimizi kullanarak, dört ayrı ses partisi için yazılan ve her biri belirli armonik kurallara göre farklı notalardan başlayan bir Bach füg’ünü düşün. Bunu dört sayfa boyunca çaldığını ve beyninin bir orkestra şefi gibi, sadece iki eli, dört ayrı solistmiş gibi dengeleyerek çaldığını hayal et. Bu ve benzeri zorluklar, özellikle Barok Dönem’in son on yıllarında müziği çok yüksek düzeyde bir sanat haline soktu. Bu yüksek düzey, müzik sanatını sadece, yıllarca düzenli biçimde müzik eğitimi alan belirli bir kesime uygun hale getiriyordu ve sıradan insanların amatör müzisyenler olarak bu tarz müzikle ilgilenmesini zorlaştırıyordu.


Müziğin popülerleşmesini engelleyen bu durum, öncelikle Bach’ın besteci oğulları tarafından kırıldı. Babalarının yaptığı müziği ileriye değil geriye dönük olarak yorumlayan Carl Philip Emanuel Bach gibi besteciler, kendilerinden sonra gelecek olan Haydn, Mozart ve hatta Beethoven gibi bestecilerin yolunu açarak Klasik Dönem üslubunu başlattılar.


Bu tarz müzikte, biraz önce bahsettiğimiz kanon gibi yapılar, sadece arada bir, eski dönemlere ait formlara yer vermek amacıyla kullanılırken, hâkim olan tarz çok daha basit yapılardan oluşuyordu. Buna homofoni diyoruz. Homofonide genel olarak karakteri yüksek, akılda kolay kalır, neredeyse ıslıkla çalabileceğiniz ve anlaşılması kolay baskın bir melodi, kendisine eşlik eden akor ve benzeri yapılarla desteklenmektedir. Bazen bu eşlik eden akorlar bile basitleşir, sadece oktavlarla yapılan tremololara indirgenebilir. Tüm amaç, melodinin baskın karakterini, akılda kalırlığını arttırmak ve kulağın onu tartışılmaz biçimde takip etmesini sağlamaktır.


Dolayısıyla, Barok Dönem’de birbirine eşit olarak giden üç sesli bir yapı, “Üç Silahşörler” romanına benzetilebilir; yani, üç ana karakterin de kendine özgü, sıklıkla eşit önemde, bazen birinin diğerlerinin önüne geçtiği bir yapıya sahiptir. Klasik Dönem tarzı ise daha çok “Don Kişot” romanını andırır, yani ana melodi, öyküdeki Don Kişot’un baskın karakterine sahiptir ve yanında eşeğe binen yardımcı karakter Sanço Panço, melodiye yapılan eşliklerdir. Herkes kendi hiyerarşik durumunu bilir ve diğerinin rolünü ve önemini çalmaz.


Bu tarzın bizi yanıltmaması gerekmektedir. Yapılardaki bu sadeleşme, bu müziğin basit olduğu anlamına gelmemektedir. Klasik tarzdaki bu sadelik, piyano çalgısının gelişmesi, besteleme tekniklerinin yükselmesi ve özellikle Mozart, Clementi ve Beethoven gibi ustaların getirdiği yeni anlayışlarla, zaman içinde oldukça karmaşık bir düzeye yükselmiştir. Hatta Beethoven’ın yazdığı bazı sonatlar, yüz yıla yakın bir zaman dilimi içinde, zorlukları nedeniyle pek çok piyanist tarafından “çalınamaz” olarak görülmüştür.


Mozart’ın müziğini bu bağlamda düşünürsek, görüntüde çok rahatlıkla anlaşılır, basit ve çocuksu bu müziğin, aslında yorumlama açısından bizlere yüksek zorluklar sunduğunu unutmamalıyız. İçindeki bu basitlik, aslında onun en büyük zorluğudur. Müzikal ifade yalınlaştıkça onu doğru şekilde icra etmek de zorlaşmaktadır.


Son söz olarak, her zaman hoşuma giden şu benzetmeyi yapalım. Geç Barok Dönem eserlerini, örneğin bir Bach bestesini, tüm tarifi çok özel olarak hazırlanmış bir yemek olarak düşünelim. Her bir malzeme, farklı bölgelerden getirtilmiş, ayrı soslarda günlerce bekletilmiş, birbirleriyle uyumu araştırılmış ve bunlara uygun teorik sonuçlara ulaşılmış kapsamlı bir tariftir bu. Ortaya çıkan yemek, kişi eğer bu tarz rafine bir mutfağa alışık değilse, yüksek kalitesinin çok da fark edilemeyeceği bir bileşimden oluşur. Buna karşılık Klasik Dönem müziği, havuç, patates ve fasulye gibi hepimizin günlük alışverişinde rahatlıkla edinebileceği basit malzemelerden oluşan bir yemek gibidir; ancak burada aşçılar o kadar ustadırlar ki, bu basit malzemelerden de inanılmaz yemekler yapmaktadırlar ve biz, bu basit malzemelere daha çok alışık olduğumuz için, ortaya çıkan bu mutfağın tadını daha az zorlanarak çıkartabiliyor ve bu lezzetleri çok da zorlanmadan algılayabiliyoruz.


Buğra Gültek


Piyano Eğitimcisi / Müzik Yazarı


www.piyanopedagojisi.com

www.gultekpiyanoakademisi.com

gultekpiyano@gmail.com

Piyano pedagojisi ile ilgili olarak sürekli güncellenen makaleler ve yayınlarımız için lütfen www.piyanopedagojisi.com sitemizi ziyaret ediniz.

2 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör