Klavsen, Piyanonun Atası Mıdır?

En son güncellendiği tarih: Eki 21



Evet, piyano, klavsenin tarihsel süreçteki devamıdır, bu doğru. 18. yüzyılın ikinci yarısına kadar müzik dünyasının gerçek hâkimi olan klavyeli çalgı klavsen iken, bu tarihten itibaren piyanonun popülerleştiğini ve birçok farklı nedenden dolayı klavseni geri plana ittiğini söyleyebiliriz. Bu olgunun nedenleri de çok ilginç bir konudur ama isterseniz bunu daha sonra ele alalım ve doğrudan başlıktaki sorumuza gelelim.


Evet, piyano klavsenin devamı gibi görünür. Nedeni de basittir. Klavsen yapı olarak kuyruklu piyanoya benzer; kuyruk boyunca uzanan telleriyle ses çıkartır. Klavyesinin yapısı da, en azından diziliş açısından piyanoyla aynıdır.

Ancak prensipte klavsen ile piyano birbirinden çok farklıdırlar. Bu nedenle çalınış tarzları da, tüm yazılı edebiyatları da birbirinden oldukça uzaktır. Klavsen, tuşa basıldığında harekete geçen mızraplarıyla telleri çekip bırakır; belirli bir eşiğin üstündeki tüm basış farklarında da aynı hareketi yapar. Dolayısıyla, dinamik farklılıklar (nüanslar) yaratmak için parmak gücünden çok, başka mekanik destekleyicilere gereksinim duyar. Ya da bu nüansların aslında yapılmadığı ancak yapılıyor hissinin verildiği tekniklerle çalınır, kulakta yanılsama yaratılır.


Piyanoda ise, tuşa basıldığında karmaşık bir çekiç mekanizması harekete geçirilir ve çekicin tele farklı güçlerle vurmasına olanak sağlanır. Bu nedenle basış hassasiyetine sahiptir; parmağın itiş gücüne göre kendi dinamiğini ayarlayabilir.


Aslında piyano çalgısının temel ilham kaynağı, 1700’lerin ilk yıllarında Avrupa’yı kasıp kavuran bir başka çalgı ve onun usta müzisyenidir. O dönemin sosyal sınıfları içinde alt tabakanın çalgısı olarak kabul edilen santur, yani kanuna benzeyen, ancak yatay duran tellere çekiç benzeri tokmaklarla vurulan basit halk çalgısı, Pantaleon Hebenstreit adlı bir müzisyen tarafından çok ileri bir düzeye ulaştırılmıştır. Hebenstreit, halk arasında hackbrett (kıyma doğrama tahtası) olarak adlandırılan bu basit çalgıdan kendine bir metre seksen santim boyunda, iki ses tahtalı, normal santurun yaklaşık dört katı büyüklüğe sahip, ikili ve üçlü gruplar halinde toplam iki yüz telli, dev boyutlarda bir tane yaptırmıştır.


Çalgı, beş oktavdan fazla bir genişliğe sahipti ve tam kromatik özellikleri vardı. Uçlarında farklı malzemeler olan farklı çubuklar, değişik ses renkleri elde etmek için kullanılıyordu. Hebenstreit, çalgısında çok ustalaşarak o dönemin müziksever soylularına hitap eden görkemli konserler verdi. O kadar ki, dönemin en güçlü soylu kişiliği Fransa Kralı XIV. Louis, onu dinledi, övgüler sundu ve çalgının adının “kıyma doğrama tahtası” yerine, Pantaleon olması gerektiğini söyleyerek müzisyene büyük bir paye verdi.


Bu çalgıya öykünerek Fransız Marius ve Alman Schröter, ilk çekiçli mekanizma denemelerini yaparak fikri klavsene uygulamaya çalıştılar ama bazı nedenlerden ötürü başarılı olamadılar. Bununla beraber, değişik vuruş güçleriyle dinamik farklılıklar elde edilmesi fikri çok cazip biçimde çalgı üreticilerinin kafasına kazındı. Ayrıca Habenstreit’in tellere vurduktan sonra onları uzun süre titremeye bırakarak sesleri uzatması ve istediği anda da elleriyle titreşimleri durdurarak sesi kesmesi de, bugün kullandığımız pedal sisteminin öncüsü oldu.


Dolayısıyla, klavsen çalgısının getirdiği çok uzun yıllara dayanan bir geleneğin, Pantaleon Habenstreit adlı akıllı bir müzisyenin fikirleriyle buluşmasının piyanoyu doğurduğunu söyleyebiliriz.


Buğra Gültek


Piyano Eğitimcisi / Müzik Yazarı


www.piyanopedagojisi.com

www.gultekpiyanoakademisi.com

gultekpiyano@gmail.com

Piyano pedagojisi ile ilgili olarak sürekli güncellenen makaleler ve yayınlarımız için lütfen www.piyanopedagojisi.com sitemizi ziyaret ediniz.



134 görüntüleme